Kılıçdaroğlu’nun İki Seçim Hamlesi

Artık seçim sathımailine girdik sayılır. Cumhur İttifakı, Bahçeli mitingleriyle çalışmalara başladı. Millet İttifakının masadaki bütün Parti başkanları ise şehir şehir dolaşıyorlar.

Bu arada dikkat çekici iki hamle Kılıçdaroğlu’ndan geldi. Birincisi CHP Ardahan eski milletvekili Ensar Öğüt tarafından yazılan “Akşehir’den Tunceli’ye Seyyid Kemal” başlıklı, birinci sınıf kuşe kâğıda basılmış ve ilk elde 100 bin basıldığı söylenen kitabın yayınlanmasıdır.

Kılıçdaroğlu arkada kalan yıllarda zaman zaman kendi soyunun Seyyid Mahmut Hayrani’ye dayandığını söyledi. Ama bu iddiasının kitap haline getirilmesi yeni.

Kitabın içeriği özetle, Kemal Kılıçdaroğlu’nun soyunun 1200’lü yıllarda Konya Akşehir’de yaşamış Seyyid Mahmut Hayrani’ye dayandığı, Seyyid Mahmut Hayrani’nin dedesinin ise Horasan’dan Anadolu’ya gelen Türkmenlerden olduğu, daha önceki atalarının ise Kerbela olayı sonrasında Peygamber ailesinden sağ kalanların korunmak amacıyla Horasan’a gidenlere dayandığıdır.

Özetle Kitap, Kemal Kılıçdaroğlu’nun soyunun Hz. Muhammed’e dayandığını iddia ediyor. Bunu kanıtlamak için de Osmanlı padişahları tarafından onaylanan şecereler kullanılıyor. Fotokopisi ve bugünkü dile çevirisi de yayınlanan şecere, Osmanlı Padişahı 2. Selim’e ait. Şecere’de Selçuklu Sultanı Alaattin’den sonra, Orhan Bey’den başlayarak bütün Osmanlı padişahlarının soy ağacını onayladığı da belirtiliyor.

Kitabın yayınlanmasını, Kılıçdaroğlu’nun artık kesinleşmiş olduğunu söyleyebileceğimiz Cumhurbaşkanlığı adaylığının, seçim kampanyasında kullanılacak önemli malzemelerden birinin kanıtı olduğunu söyleyebiliriz.

 

AMERİKA GEZİSİ

Kılıçdaroğlu’nun ikinci hamlesi ise Ekim ayı başında yapacağını açıkladığı ABD gezisidir.  Tıpkı 2001 yılında Partisini kurduktan hemen sonra ABD gezisine çıkan ve o tarihte seçime katılma hakkı bile yokken ABD’li yetkililer tarafından geleceğin Başbakanı olarak karşılanan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı gibi.

Kılıçdaroğlu Amerika gezisinde hiçbir devlet yetkilisi ile görüşmeyeceğini açıkladı. Sivil toplum yetkilileri ve Amerikalı “Bay Kemallerle” görüşecekmiş!

Türkiye’nin Atlantik kampına bağlandığı 1950’lerden bu yana iktidarın belirlenmesinde bazı istisnalarla birlikte, ABD’nin tayin edici bir etkisi oldu. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ise bu etki tartışmasız bir şekilde belirleyicidir.

12 Eylül sonrasında Türkiye’de iktidara talip olanların öncesinde ABD’ye gitmeleri ve oradan onay almaları adeta bir kural haline geldi. Tayyip Erdoğan bunu en aleni şekilde yapan liderdi. Zamanın ABD Büyükelçisi Abramovitz, daha 1995 yılında Tayyip Erdoğan’ın geleceğin Başbakanı olacağını söylemişti. Parti’nin kuruluşundan hemen sonra yapılan ABD gezisini 3 Kasım 2002 seçimlerinden hemen sonra Tayyip Erdoğan’ın ABD savunma Bakan yardımcısı Paul Wolfovitz’e yazdığı mektubu, sonraki yıllarda ABD’nin BOP projesinde eşbaşkan olduğunu övünerek söylemesini hatırlıyoruz.

Ama köprülerin altından çok sular aktı. Tayyip Erdoğan BOP eşbaşkanlığından, Türkiye’nin mecburiyetlerinin önünde sürüklenerek en sonunda “ŞİÖ’ye tam üye olacağız” dediği noktaya geldi. Bir yandan da ABD’yle bağları koparmamaya, büyük güçler arasında denge politikasıyla durumu idare etmeye çalışıyor.

Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisini bütün bu gelişmeler ışığında değerlendirmek gerekiyor.

 

 

AKP’NİN ROLÜNE TALİP OLMAK

Türkiye’nin temel sorunu, 70 yıldan bu yana dahil olduğu Atlantik kampı içinde Cumhuriyet tarihinin en ağır krizine sürüklenmesi ve iç çatışmalar – parçalanma tehlikesiyle yüzyüze gelmesidir.

Kılıçdaroğlu özetle şimdi ‘AKP, ABD ve AB ile ilişkilerimizi bozdu ben düzelteceğim’ diyor. Seçim kampanyasının hemen öncesinde planlanan ABD gezisinin başka bir anlamı yoktur.

Öte yandan Türkiye’nin yüzyüze olduğu ikinci büyük sorun ise laik demokratik Cumhuriyetin AKP’nin tarikatlar koalisyonu eliyle büyük bir saldırı altında olması ve milli birliğimizin ve toplumsal barışımızın teminatı olan laikliğin ortadan kaldırılması yolunda atılan adımlardır.

Kılıçdaroğlu, AKP’nin bu politikası karşısında, kendisinin peygamber soyundan geldiği iddiası ile mi mücadele edecek?

Emperyalizme ve Ortaçağ’a karşı tavır, bir siyasi Partinin ne olduğunu, ülkeye ne verebileceğini net bir şekilde ortaya koyar.

Bu tavırlar, aynı zamanda Kılıçdaroğlu’nun Davutoğlu, Babacan ve Akşenerlerle birlikte hareket etmesini mümkün kılan programın da ifadesidir.

Ama Kılıçdaroğlu iki konuda da yanlış hesap yapmaktadır. Birincisi, dini siyasete alet etmede İslamcılarla yarışmasından bir fayda elde edemez, kaybedeceği kesindir.

İkincisi, ABD’nin Türkiye’de iktidara kimin geleceğini tayin ettiği günler geride kaldı. ABD artık; “Kendisi muhtaç-ı himmet bir dede; nerde kaldı geriye himmet ede” konumundadır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir