Taammüden Cinayet ve Yaşadığımız Tehdit

Yaşları 75 ila 91 arasında değişen, bütün suçları; asli görevleri olan Laik Demokratik Cumhuriyet’i savunmak için Anayasa ve yasaların kendilerine tanıdığı yetkiye dayanarak görevlerini yapmak olan general ve amirallerden, 85 yaşındaki Emekli Hava Korgeneral Vural Avar hapishanede öldü.

Bütün Türkiye’nin gözü önünde bir “cinayet” işlendi.

Bilerek, isteyerek ve planlanarak…

Sorumlu, AKP iktidarıdır.

Sorumlu özellikle Adalet Bakanıdır ve Sağlık Bakanıdır.

Bu cinayetten, “Evet hayati tehlikesi vardır, ama dışarda da olsa bu hayati tehlike devam edecektir” diye rapor veren adli tıpta görev yapan sözde “doktorlar” da sorumludur. (E. Org. Çetin Doğan için verilen rapor)

FETÖ’cü savcıların açtığı davayı, sonradan devam ettiren “Altın Çağı”nı yaşayan Yargının ilgili mahkeme üyeleri ve o “Mahkeme”nin verdiği kararı onaylayan Yargıtay üyeleri de bu cinayetin sorumluları arasındadır.

Önlerine gelmiş olan dosyayı tam bir yıldır bekletmekte olan Anayasa Mahkemesi üyeleri de bu suçun işlenmesine göz yummuşlardır.

Bütün bu “sorumluların”, işledikleri cinayetin hesabını er geç, bağımsız Cumhuriyet yargısı önünde vereceklerinden hiç kimsenin şüphesi olmasın!

 

CUMHURİYET’İN KENDİNİ SAVUNMASI

Defalarca yazdık. Tekrar yazmakta yarar var. 28 Şubat, Büyük Önder Mustafa kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Laik demokratik Cumhuriyet’in, emperyalizmin güdümünde hortlatılan irticaya karşı kendini savunma refleksidir.

Milli Güvenlik Kurulu, Anayasa’nın kendisine tanıdığı yetki çerçevesinde toplandı ve Hükümete bazı tavsiyelerde bulundu. MGK toplantısında, zamanın Başbakanı sayın Necmettin Erbakan ve Hükümetin Milli Savunma Bakanı ile ilgili diğer bakanları da bulundular.

Alınan kararların altına Başbakan ve Hükümet üyeleri de imzalarını attılar.

İşbaşındaki Hükümet 28 Şubat kararları alındıktan sonra, üç ay daha görevine devam etti. Üç ayın sonrasında işbaşındaki koalisyon ortaklarının, kurulurken kendi aralarında imzaladıkları protokol uyarınca bir yılın sonrasında Necmettin Erbakan görevini diğer koalisyon ortağı Tansu Çiller’e devretmek üzere istifa etti.

Zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel, yetkisini kullanarak Tansu Çiller’i değil, Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ı Hükümeti kurmakla görevlendirdi.

Ve zamanın Başbakanı Necmettin Erbakan, yaşadığı müddetçe hiçbir zaman 28 Şubat’ı darbe olarak nitelendirmedi.

Bütün bu gerçeklere rağmen Laik Demokratik Cumhuriyet’e ölümüne düşman olan zihniyet, aradan tam 25 yıl geçtikten sonra o dönemde görev yapan ve neye göre seçildikleri belli olmayan 14 “kurban”ı ilerleyen yaşlarında darbe yaptıkları gerekçesiyle müebbet hapse mahkum etti.

Böyle bir darbe iddiasına kargalar bile güler…

 

KANITLANAN GERÇEK

28 Şubat’ta Laik Demokratik Cumhuriyet’i savunma amacıyla kararlar alanların ne kadar haklı olduklarını aradan geçen zaman; defalarca kanıtladı ve yaşadığımız her gün kanıtlamaya devam ediyor.

28 Şubat öncelikle Fetullahçı çeteyi hedef almıştı. Nitekim Fetullah Gülen, 28 Şubat sonrasında ABD’ye kaçmak zorunda kaldı. Ama AKP, iktidar olduktan sonra FETÖ’yü fiili koalisyon ortağı yaptı, “ne istedilerse verdi” ve sonuç 15 Temmuz darbesi oldu.

Sadece bu durum bile, 28 Şubat’ın değil ona karşı olanların Türkiye’ye “darbe” vurduklarını göstermeye yeter.

Diğer tarikat ve cemaatler bugün devleti kendi aralarında parsellemiş durumdalar. 2022 yılının Türkiye’sinde, Fas’tan Türkiye’ye gelmiş olan ve oldukça düzgün Türkçe’sine bakılırsa uzun zamandır Türkiye’de bulunan ve muhtemeldir ki AKP’nin bol keseden dağıttığı vatandaşlığı da almış olan kişinin, bir işyerinde çalışan başı açık TC yurttaşını tehdit etme cüretini kendinde bulabilmesi, nasıl bir tehlikenin içinde olduğumuzun resmidir.

Ve bu resim; 28 Şubat’ın ne kadar haklı olduğunun da son çarpıcı kanıtıdır.

 

ASIL TEHLİKE

85 yaşındaki demans hastası Vural Avar’ın hapishanede göz göre göre katledilmesi nasıl bir zihniyet ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Bu zihniyet Ortaçağ’a aittir ve kendisi gibi düşünmeyene, kendisi gibi “inanmayana” hayat hakkı tanımayan bir zihniyettir.

2023’e girmek üzere olan Türkiye’nin yaşamaya başladığı en büyük tehlike budur.

Bu zihniyette “yurttaş” kavramı yoktur; “müminler” ve “kâfirler” vardır.

Bu zihniyet, Laik Demokratik Cumhuriyet’e inanan herkesi “kafir” olarak görür.

Bu zihniyet, toplam nüfusun yaklaşık olarak dörtte birini oluşturan Alevi yurttaşlara, Kuyucu Murat Paşaların bakış açısıyla bakar.

Devletin olanaklarıyla özellikle AKP iktidarı döneminde serpilip palazlanan bu kesime, şimdi de, son on yılda Türkiye’ye doluşan IŞİD, Müslüman Kardeşler ve El Nusra gibi şeriatçı terör örgütlerinin kontrolü altında olan kitle de eklenmiş durumdadır.

Bütün bunlar nasıl bir tehdidi yaşamaya başladığımızı göstermeye yetiyor.

28 Şubat döneminde görev yapan komutanları hapislerde tutmaya devam edenler ise bu tehdidin sahiplerine hizmet etmektedirler.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir